Yeni bir yaş daha! Peki yarın sabah ne için uyanacaksın?

Scroll this

İçi içine işlemiş ama hiç işlenmemiş, kelamdan kaleme, kalemden dudağa ve nihayetinde dudaktan kulağa bir yazıdır bu okumaya başladığın. Bu yazıyı a’raftan yazıyorum. Büyük harfle başlamayan, küçük olanından, hemen hepimizin içinden geçtiği, geçerken yeşerdiği ya da köreldiği yerden yani. Ta’raf olmayanın a’raf olduğu coğrafyada yaşıyor olmanın hem güzellikleri hem de zorlukları arasında ve de en çok zihin sağlığını kaybetmekten korkan biri olarak yazıyorum. 

Kimileri için iyi bir konuşmacı, kimileri için iyi bir hikaye anlatıcı, kimileri için ise vicdanının sesi olduğu rivayet edilen kendince ise kavramlar ve dayatmalar ile ciddi sorunları olan, hasbelkader kendini bu topraklarda doğmuş bulan ve ötesini arayan biri olarak yazıyorum.

Hayatta kalmaya çalıştığımız dünyanın soğuk suyundan içmiş, uzun yollarından geçmiş, terli insanların emeklerinin kokusuyla yeşerdiği bir topraktan yaratılmışım. Doğası gereği hal böyle olunca da içinde yaşadığımız toplumun değerleri, dünü ve yarınıyla da meraktan öte ilgilenme çağlarındayım.

A’raf derken(burası cümle başı diye büyük) okuyucunun havsalasına bırakıyorum, ben ne kadar tasvir edersem o kadar anlam daralabilir ki hiç de öyle değil durum.

Bu bir doğum yazısıdır.

36 yıl geride kalmış. Kendimi bir yere koymam gerekiyor bazen ki benim için önemli olmasa bile toplum içinde ya da yaşadığımız hayatın içinde bazen böylesi tuhaf şeylere ihtiyacımız olabiliyor.

Erken başladım bir çok şeye ve geç vardım yaş almak denilen şeyin keyfine. Önceleri başkaları için iyi güzel olan benim içinde iyi ve güzeldi. Sonra ergenlik denilen devir kapanırken kendi değerlerimi üretmeye başladığımı farkettim. Misal toplumun her kesiminden insanları tanıyıp, onlarla konuşabildiğimi. Ya da fukaranın sofrasındaki ekmeği çorbaya banıp varsılın boğazdaki yalısında bir şeyler yudumlamayı da ülkeyi kurtarırken. Kimi dizlerimin üzerinde sohbet kimi çimenlerde kısmette ne varsa paylaştım da.

Geçen yaz bu topraklarda 65. şehrime gittim.

Van 2016 Ağustos

Van.

Ülkenin en zorlu yerlerinden biri ve en zorlu hayatlarından birinde gencecik kızların satılabildiğini, evlerinde günde yirmi ekmek yenilebildiğini, ekmeği makarnanın yağına, şekere bandıklarını yeniden gördüm.

2005-2006’da Şırnak’ta, Hakkari’de, Siirt’te, Mardin’de, Diyarbakır’daki insanları gördüm, kimi çaylarını içtim kimi aynı dili konuşamadığımız ihtiyarlara elle başla gözle selam ettim. Evlerinin içini bırakın dışında bile tuvalet olmayan mezralardaki gözleri kocaman saçları kıvırcık çocukları sevdim.

Şırnak / Akçay Güven Fm

Karadeniz’in her şehrinde hemen her köyünde, dağında, kırında, bayırında aksi ama haylaz, yorgun ama umutlu, ateş parçası insanlar tanıdım. Trajikomik esprilerine durdurulamaz bir keyifle eşlik ettim. Günü gününe uymayan bir coğrafyanın insanlarının verdiği yaşam mücadelesini, toprağına tutkuyla bağlı kadınlarını, üreten durmayan kızlarını sevdim kardeş gibi.

Trabzon Uzungöl 2015 Ocak

Ege’sini, Akdeniz’ini tattım Anadolu’nun. Ve İstanbul’unu yaşadım 36 yılın hemen her gününde. Bitmeyen telaşı, çıkmayan sokakları, inişleriyle, yokuşlarıyla koşturmacasıyla. Hemen her gününe sinkaflı küfürler edip yine de buradan başka yerin suyunu içemiyor olmayı sevdiğim gibi sevdim gitmenin her ihtimalini de.

Patara Plajı 2016 Nisan

Kendimi de sevdim ne yalan söyleyeyim. İşine gelmeyenin nefret ettiği, arkasından konuştuğunu yüzüne söyleyen, çok insan tanıyıp az insan seven kendimi de es geçmeyeceğim.

Kelebekler Vadisi 2014 Ekim

30 yaşına girdiğim bir gece o dönemdeki tüm dev kırgınlarıma bir sünger çekmiştim. Hayatımda yaşadığım çok büyük kötülüklere rağmen bana bunu yapan herkesi affetmiştim tabiri caizse. Bunun verdiği rahatlama sonrasındaki yıllarda bana çok iyi gelmişti. Eğer böyle bir haldeysen sen de yap inanılmaz bir rahatlama yaşamazsan gel söyle paranı iade ederim.

O günler kolaydı şimdi ise kendimle ilgili kısma geldim. Tam olarak kendimi affetmek diyemem belki ama kendimle ilgili kararlar vermek için her açıdan muazzam bir dönem diye düşünüyorum ki o kadar yazıyorum. Hayatımdaki bir çok şeyi bir kenara bırakıp, yükleri atıp daha da sade bir yola giriyorum. Çıkışı ne olur bilemiyorum. Sonuçtan öte yaşanan süreç ve bu süreçteki hikaye bence çok daha kıymetli. Sonuç sonuçtur. Bitiştir. Süreç ise her duyguyu içinde barındıran sonu ya da sonsuzluğu kendi döngüsü içerisinde saklıdır.

Bu döngü içinde her sabah uyanarak yeniden başladığımızı düşünürsek bence bir insanın hayatındaki en önemli süreç yönetimi gece başlıyor.

Yarın sabah ne için uyanacaksın? Sahi gece yatarken ertesi gün yapacaklarını düşünüyor olabilirsin sen de şüphesiz. Peki ama ne için uyanacaksın? Bence asıl sorumuz bu. Bir hedef, içine gireceğin bir süreç? Soru her neyse cevabı aynı olacak. Hayatta kalmak için yaşıyoruz aslında bir nevi. Hayatta kalmak kimileri için bir simülasyon son dönemde Elon Musk’ın da gevelediği gibi. Ya da en sevdiğim yönetmen Christopher Nolan’ın ilk kısa fimi Doodlebug’da anlatmaya çalıştığı gibi.

Ya da Edge of Tomorrow (Yarının Sınırı) filminde olduğu gibi. Her defasında oyun bitiyor ve yeniden başlıyoruz. Peki ama neden?

Birkaç ay önce Fütüristler Derneği‘nin bir etkinliğinde başkan Eray Yüksek “Bakın bu salondakilerin hemen hepsi 60 yaşın altındaki insanlardan oluşuyor. Eğer başımıza bir saksı düşmez, bir kaza geçirmez ya da beklenmedik bir afet olmazsa ortalama 90 yaşın üzerinde bir ömrümüz olacak”

Benzer bir konuşmayı da CNN Türk’te konuk olduğu programdan izleyebilirsiniz. 

Bu korkunç bir şey değil mi? Ortalama 90 yaş demek bu yazıyı okuyan sen de ben de 100 küsur yaşına kadar hayatta kalmaya çalışıyor olacağız. Bu döngü içinde her sabah ne için uyanacaksın? Gerçekten bu sorunun cevabına ihtiyacımız var. Yaşadığımız her şeye yaşadığımız her güne rağmen bu sorunun cevabına her şeyden çok ihtiyacımız var.

Ortak bir sonuç aramıyoruz bence, ama gerçek bir sonuç için hayatta kalma süresinde neredeyiz ne yapıyoruz? Gerçekten de sabah kalktığında, işe giderken yolda serviste uyumak için mi kalkıyorsun? Dev bir holdingin gururlu çalışan kölelerinden biri misin yoksa? Yoksa başkaları için yaşamayı meslek mi edindin?

Tamam bu kadar soru yeter. Asıl soruya geri dönerek bitirmek istiyorum yeni yaşımın bu ilk saatlerindeki uzun zaman sonra  yazdığım yazımı.

Sorunun cevabını hemen aşağıya yazabilirsin, ya da bana bir şekilde yazıver.

Ne için sorusu marketingin altın sorularından biri, bu soruyu kendine de sormayı dene. Belki bir iki satır yaz sonra karala. Belki de gerçekten ne için uyandığının farkında bile değilsin.

Peki yarın sabah ne için uyanacaksın?

 

Submit a comment